Ruhları Doyurmak 1

Sevgilinin diyarına yapılan yolculuk…

Yolculukların en anlamlısı….

Gece yolculuklarımız…

Özlem denizinden vuslat limanına doğru yelken açmaların adıdır.….

Geç oldu yazık! Çevremiz uçsuz deniz

Issız gece, boş tekne, bulutlar yerimiz

Rabbin denizinde Rabbe yelken açtık

Lütfuyla başardık, onadır seferimiz…

Biliyormusunuz, bu geceki yolculuğumuz öncekilerden biraz daha farklı olacak… Gönlümüz, kalbimiz ruhumuz gitmiyor yalnızca… Bedenimiz de eşlik ediyor bu geceki yolculuğumuza… Ve biraz da uzun sürecek…. Sabır diliyorum….

Geceyarısı aheste giden otobüsün koltuğunda, gözlerim karanlığın derinliklerine çivilenmiş iken, bir hafta önce yaptığım bir başka yolculuk, beynimde bambaşka düşünce prizmaları oluşturdu…

Hollanda’nın LaHey (Den Hag) şehrine gitmiştim….

Kara toprağa hasret bırakacak şekilde yeşile bürünmüş bir belde düşünün…. Bir de su kanallarının kılcal damarlar gibi bütün bir şehri sarıp sarmaladığını… Yere yüzükoyun uzanıp baksanız, 1 km ötedeki yumurtayı görürsünüz… Dümdüz bir toprak parçası… Bu nedenledir ki, şehiriçi yollarda otomobilden çok bisiklet kullanılıyor… Özellikle sabah ve akşam saatlerinde koloniler halinde geçen bisikletli insanlar ilginç görüntüler oluşturuyor…

Hollanda’ya gökyüzünden baktığınızda her şey çok mükemmel görünüyor… Binalar, yollar, yeşil alanlar, kıvrım kıvrım su kanalları, küçük göletler…

Ancak sadece mükemmel görünüyor dedim…. Bilirsiniz, ay ışığında denizdeki karpuz kabuğu da güzel görünür…. Sanırsınız ki, saltanat kayığı mehtapda gezintiye çıkmıştır…. Demem o ki, gökyüzünden ve uzaktan temaşa ettiğiniz o muhteşem görüntüye yeryüzünden ve yakından baktığınızda, gerçeğin yalınkılıç hali sizi iki taraflı keser de, hem gözünüzden hem yüreğinizden kan damlar….

Artık gün ağarmış ve sihir bozulmuş, saltanat kayığı karpuz kabuğuna rücu etmiştir…..

Akşamın serinliğinde, LaHey’in kaldırımlarında yürüyorum…. Ben LaHey’in kaldırımlarında yürürken ağyar “LaHayy’ın” kaldırımlarını arşınlıyor…. Gördüğüm insan manzaraları beni kaldırımlardan alıp derin daldırımlara sevketmişti…

Sarhoşça dolaştım da bugün her yerde

Sandım ki kafatasım kadeh ellerde

Gezdim aradım bu şehri sarhoş sarhoş

Çıldıracağım akıllı insan nerede?...

Şehirler ve insanlar birbirlerine ne kadar da çok benziyordu… Ruh ikizi gibi….

Ve dünyanın her yerinde bu böyleydi….

Belki aynı damardan beslendikleri için…

Belki insanlar şehirleri, şehirler de insanları kurdukları için….

Biliyormusunuz, bu yaban ellerde çok şeyin eksikliğini hissediyorsunuz, ancak bir şeyin eksikliğini en çok hissediyorsunuz: Ezan Sesinin…

Bu ezanlar ki, şehadetleri dinin temeli….

Ebedi yurdumun üstünde benim inlemeli….

Bilirsiniz…. Bir iş görürken ezan okunduğunda hemen o işi bırakıp kemali edep ile ezanı dinlemek adaptandır. Eskiden bu adaba daha çok riayet ediliyordu sanki….

Büyük Osmanlı Alimlerinden Şeyh Muhammed İzniki Hazretleri imansız gitmenin kırk çeşidini sıralarken ezana icabet etmemeyi de dahil etmektedir….

“Mana ve muhtevası yönüyle ezan, hem tevhid, hem İslâm, hem de namaz için bir çağrıdır. Yani ezan vasıtasıyla insanlar bir taraftan namaza çağrılırken; diğer taraftan İslâm’ın temel ilkelerini oluşturan esaslar da duyurulur. Allah’ın varlığı-birliği, ondan başka ilah olmadığı, Hz. Muhammedin O’nun elçisi olduğu ve asıl kurtuluşun Allah’a kullukta; hususiyle en cami kulluğun namazda aranması gerektiği açıklanır. Diğer bir tabirle ezanda çok öz ifadelerle İslâm’ın itikat ve amele ait temel esasları özetlenmiştir. Bu yönüyle ezan, İslâm’ın temelidir.”  (1)

Yüreği ezansız şehirler: Ne muhteşem bir eksiklik…. Keen- lem- yekun sanki…. fiziki mükemmellik var amma insanı kuşatan ve asırlara uzanan ruh derinliği ve huzur iklimi yok… Ezansız şehirler!!.. yalnız kalabalıkların viranesi; zulmetin neşv ü nema bulduğu asırlık semboller….. mekanik bir sistemin acımasız dişlileri…

Yüreği ezansız insanlar: Ne muhteşem bir pejmurdelik…. dışı parlatılmış, içi paslatılmış robotik siluetler…. Tuvaletsiz medeniyetin taharetsiz yapı taşları….

Ölürken aynı ahenk, sala sesinden sızan:

Kulağıma doğduğum gün okunan ezan.

Tuvaletsiz medeniyetin taharetsiz yapı taşları cümlesi, beni bir an için yıllar öncesine götürdü…. Çocukluk yıllarımda yaz tatilini muhakkak dayımın yanında geçirirdim… Dayım o zamanlar üniversiteden yeni mezun olmakla birlikte ticaretle meşguldü. Dükkanda ona yardım ederdim. Bazı akşamlar, akrabalarımdan olan aynı yaşlardaki diğer çocukları da çağırarak; ya bilgi yarışması düzenler, ya bizlere kitap okur, ya da daha önce okuduğu bir kitabı anlatırdı. Soruları ya da anlattığı şeyler her zaman kitabi bilgiler olmazdı. Ancak, bilgi yarışmaları her zaman heyecanlı, coşkulu ve rekabetçi bir havada geçerdi… Şu anda bile sorduğu sorulardan bazılarını hatırlayabiliyorum….

Bir ev hanımının düzenli, tertipli ve temiz olduğu nereden anlaşılırdı?...

Düşünün !... 8-10 yaşlarındaki biz çocuklara bu soruyu sormuştu….

Cevap olarak neler söyledik bilemiyorum ama, doğru cevabı hiç birimiz bilememiştik.

Doğru cevap neydi peki?... 

Doğru cevap şuydu: Bir ev hanımının düzenli, tertipli ve temiz olduğu evinin tuvaletinden, başka bir deyişle tuvalet kültüründen anlaşılırdı…

Dayım akıllı bir insandı…. Şimdi düşünüyorum da, bu soruyu sorup cevabını verdiği zaman odada çok sayıda hanım da vardı…. Mesaj vermenin ince bir yolu gibi geliyor şimdi bana…. 

Tuvaletlerin evlerin bahçesinde yer aldığı, muhteşem görünümlü fayansların ve tuvalet aksesuarlarının bulunmadığı, tuvalet kağıdının esamesinin okunmadığı dönemlerde, küçük bir kasaba için yukarıdaki soru ve bu soruya verilen cevap aslında çok anlamlıydı. Hatta bugün için dahi bu sorunun ve cevabının belli ölçüde bir anlamı bulunmaktadır….

Belki de yukarıdaki soruyu bugün şöyle sormak gerekir: Bir medeniyetin, bir milletin, bir toplumun ne ölçüde temiz olduğunu nereden anlarsınız?...

Cevap: Tuvalet kültüründen….

Tuvaletsiz medeniyetin taharetsiz yapı taşları….

Ne zaman, Batı medeniyetinin hükümferma olduğu topraklara bir yolculuk yapsam, beynimin kıvrmlarında bu cümle muhakkak dolaşır…

Bu arada, dünyada en çok pirincin yetiştiği ülke neresidir tarzında kitabi soruları yanında, Dayımın bizlere şaka yollu takıldığı başka soruları da  vardı….

Örneğin, sünnetçilerin en büyük hayali nedir gibi…

Cevabı merak ediyorsunuz sanırım….

Sünnetçilerin en büyük hayali: Tabii ki, Çin’in müslüman olması…. : ) )

……………………………

(Devamı “Ruhları Doyurmak 2” başlıklı yazıda)

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !