SAN FRANCISCO'dan SAYIN MUHENDISIME

 

SAN FRANCISCO’dan SAYIN MÜHENDİSİM !!!..

 

MERHABALAR EFENDİM !!!...

 

Umuyorum ki, sıhhatte ve afiyettesinizdir…

Samimi ve latif yorumunuzdan dolayı kalbi şükranlarımı sunuyorum.

 

Anlıyorum ki çok uzaklardan bize seslenmişsiniz… Mesajınızın sonundaki San Francisco kelimesini görünce, bir kaç yıl önce San Francisco Körfezindeki küçük vapur gezimi hatırladım…. Alkatraz’ın yanından geçip Golden Gate Bridge kadar uzandıktan sonra tekrar hareket noktasına geri döndüğümüz güzel ve hoş bir gezi idi…  

 

Sayın Mühendisim; öncelikle duanıza yürekten amin diyor ve her zaman dualarınızı bekliyorum…

 

Bize isminizi veya müstearınızı lütfetmemişsiniz… Olsun, tercihinize saygı duyuyorum… Cahil biri olduğunuzu ileri sürüyorsunuz; ancak, ben sizin cahil mi, alim mi olduğunuzu bilmiyorum… Belki de tam tersine alim bir şahsiyetsiniz… Ama kendi cehaletim konusunda hiç bir şüphem yok. İmam-ı Azam Hazretleri, “bilmediğimi üst üste koysam başım göğe değerdi” dediğine göre, kendime “cahilim” demek bile kendim için bir iltifat sayılabilir.

 

Yazdıklarınızı birkaç kez okudum. Düşüncelerimi acizane şöyle ifade edebilirim…

 

Mürşidsiz ya da ustasız tasavvufta yol alınmaz. Bu doğru… Çok şükür Allah’a ki, bu fakire de Ulül Azim bir Usta’ya “bende” olmayı nasip etti. Bir konuda sizinle hemfikirim. Ustasız seyri sülük olmaz. Bu blogda yer alan 6 adet yazımı okudu iseniz, ana temanın bu olduğunu hemen anlamışsınızdır…

 

Manevi ilimler kitaplardan öğrenilmez diyorsunuz ki, haklısınız… Hal ilmi, ustasından öğrenilir. Ancak, herşeyin zahire bakan bir yönünün olduğunu da unutmayalım. Bunca manevi ilim üstadı uzun uğraşlardan sonra binlerce sayfa yazıyı başka ne için yazmış olabilir?

 

“Sufinin cahili şeytanın maskarasıdır” sözünden, yalnızca “Tefsir, Hadis, Fıkıh” gibi temel islami (zahiri) ilimlere yönelik bilgilenmenin kastedildiğini düşünmüyorum. Dikkat edilirse, gelmiş geçmiş büyük mürşidlerin ve sufilerin hepsi de yazılı eserler bırakmışlardır. Bu eserlerin manevi ilimlere ilişkin bir boyutunun olmadığını kim ileri sürebilir?  

 

Ali Nihad TARLAN Hoca, Mevlana’nın Mesnevisi için;  "Dinin Metafiziği tasavvuftur. Hakiki tasavvuf, bir taraftan idrakin bütün ihtiyaçlarını karşılar, diğer taraftan cemiyet hayatına ideal bir nizam verir. Mesnevi bu yolun en üstün eseridir." demektedir.

 

Prof. Erol GÜNGÖR ise, Mevlana ve onun Mesnevisi hakkında şöyle bir tespitte bulunmaktadır:

 

"Biz, Mevlânâ Celâleddîn'in vecdinin feryatlarını dinledik. Daldığı huzur denizinin derinliklerini görmemize imkân yok. Denizin tâ dibinden sıyrılıp, tâ suyun yüzüne ne vurdu ise onu görüyoruz. Biz Hazret-i Mevlânâ'nın aşkını değil, sadece aşkının dile gelen feryatlarını elde ettik. Peltek dilimizle anlatmaya çalıştığımız, bütün bundan ibâret. Huzur denizine yalnız o daldı. Bize vecdinin fırtınasından çıkan sesler kaldı. Heyhât! Onu Mevlânâ zannediyoruz."

 

Bu noktada sözü Osman Nuri TOPBAŞ Hocamıza bırakıyor ve bir dergide yayımlanan makalesinin bir bölümünü aşağıya alıyorum:

 

[Hazret-i Mevlânâ, gönlündeki esrarı herkesin idrâk edemeyeceğini, onu ancak kendisi gibi vuslat ateşiyle kavrulan âşıkların anlayabileceğini ifade sadedinde der ki:

 

"İştiyak ve hasret derdinin şerhini söylemek için, ayrılıktan parça parça olmuş bir gönül isterim."

 

Bu cümlenin izahını yine Hazret-i Mevlânâ'nın kâmil insan aramakla alâkalı olarak anlattığı şu temsîlî misâle bırakalım:

 

"Bir gece vakti evimden dışarı çıktım. Kırlarda geziyordum. Bir adamcağızın elinde fenerle dolaştığını gördüm:

"-Bu gece karanlığında ne arıyorsun?" diye sordum.

Adam:

"-İnsan arıyorum." diye cevap verdi.

Ona dedim ki:

"-Yazık! Boşuna yoruluyorsun... Ben yurdumu terkettim de yine onu bulamadım. Git evine, yat, rahatına bak. Nafile arıyorsun, onu hiçbir yerde bulamayacaksın!"

Adamcağız acı acı baktı:

"-Bulamayacağımı ben de biliyorum. Ama yine de aramaktan zevk alıyorum.""

 

Bu çırpınış, varlıkların en şereflisi olan kâmil insanın arayışıdır. Ve arayışlar, böyle bir çırpınış hâline dönüştüğü ân, arananın bulunacağı andır. Aksi hâlde, yâni çırpınıştan uzak olan bilgi ve arayıştan hiçbir semere alınamaz. Bu gerçeği Muhammed İkbal bir şiirinde ne güzel anlatır:

 

"Bir gece kütüphanemde bir güvenin pervaneye (ışık etrafında dönen kelebeğe perişanlık içinde) şöyle dediğini duydum:

"-İbn-i Sînâ'nın kitapları içine yerleştim. Farabî'nin eserlerini gördüm. (Onların bitmek bilmeyen kuru satırları ve o satırlardaki solgun harflerin arasında gezindim ve kemirdim. Bu meyanda Farabî'nin faziletliler şehri mânâsına gelen Medînetü'l-Fâzıla'sını sokak sokak, cadde cadde dolaştım. Fakat) bu hayatın felsefesini bir türlü anlayamadım. Kâbuslu çıkmaz sokakların hazin bir yolcusu oldum. Bir güneşim yok ki, günlerimi aydınlatsın..."

 

Güvenin bu feryadına mukabil, kanatları yarı yanmış pervanenin şu güzel ve ince cevabını hiçbir kitapta bulamazsın. Dedi ki:

 

"-Çırpınıştır hayatı daha canlı yapan; çırpınıştır hayatı kanatlandıran!..""

 

Yâni pervâne güveye yanık kanatlarını göstererek hâl lisanı ile:

 

"-Sen bu müteverrim (veremli) çıkmaz yokuşlarda helâk olmadan kendini kurtar! Mesnevî'nin aşk, vecd ve feyz dolu mânâ deryasında nasiplenerek vuslata kanatlan!.." demekteydi.

 

Aşk, çırpınışla başlar. Hayat okyanusunu aşıp vuslata erebilmek, hep bu aşk ve vecd çırpınışlarının feyizli ve bereketli zemininde gerçekleşir. Çırpınmayan tembel ve paslı yürekler sînede yük olduğu gibi hayat okyanusunun girdaplarında da bir yük hâline gelirler. Neticede boğularak helâk olurlar.

 

Cenâb-ı Hak, cümlemizi kâmil insanların sır ve hikmet dolu ilâhî sadâsına kulak veren ve Hak yolunda bir ney misâli aşk ve vecd içinde vuslat iştiyakıyla yanarak vâsıl-ı ilâllâh olan bahtiyarlardan eylesin!

 

Âmîn!..]

 

Daha fazla söze gerek var mı bilmiyorum… Umarım meramımız anlaşılmıştır…

 

Lütfen endişe etmeyiniz, çeşitli platformlarda bu konuda elde ettiğim bilgileri tüm dostlarla paylaşacağımı belirtmek istiyorum.

 

Ve tabii ki, paylaşımlarınızı da her zaman bekliyorum…

 

AŞKINIZ CEMAL, CEMALİNİZ NUR, NURUNUZ AYN OLSUN EFENDİM !!!...

 

Ahmet Levent, 17.11.2007

 

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !